clock
İngilizce “clock” kelimesinin Türkçe anlamı
ABD /klɑk/ · İngiltere /klɒk/
clock Türkçede: günün yirmi dört saati, kilometre sayacı, giriş çıkış kaydı yapmak, hızını ölçmek, süresini ölçmek, derece yapmak
isim
günün yirmi dört saati
“around the clock” ifadesinde, gece gündüz hiç durmadan.
Basit İngilizce açıklama: In “around the clock,” throughout the whole day and night, without stopping.
- Nurses cared for him around the clock.
- The factory operates around the clock.
- Teams worked around the clock to repair the bridge.
kilometre sayacı
Bir aracın toplam ne kadar yol gittiğini gösteren cihaz.
Basit İngilizce açıklama: The device in a vehicle that shows the total distance it has travelled.
- This car has fifty thousand miles on the clock.
- Check the clock before buying a used van.
- The clock showed a much higher mileage than advertised.
fiil
giriş çıkış kaydı yapmak
İşe geliş veya işten çıkış saatini, genellikle bir cihaz ya da bilgisayarla kaydetmek.
Basit İngilizce açıklama: To record when you arrive at work or leave it, usually using a machine or computer.
- Please clock in before work.
- She clocked out at six yesterday.
- Have you forgotten to clock in again?
hızını ölçmek, süresini ölçmek
Bir şeyin hızını veya ne kadar zaman aldığını ölçmek.
Basit İngilizce açıklama: To measure how fast something moves or how long it takes.
- We clocked the runner’s time.
- Police clocked her car at eighty miles an hour.
- The coach clocked him at twelve seconds over one hundred metres.
derece yapmak, kaydetmek
Belirli bir hıza ulaşmak veya bir işi belirli bir sürede bitirerek derece kaydetmek.
Basit İngilizce açıklama: To reach a particular speed or finish something in a particular amount of time.
- She clocked a personal best.
- The winner clocked ten seconds in the final.
- His latest marathon clocked in at three hours.
biriktirmek, tamamlamak
Zaman içinde bir şeyi biriktirerek belirli bir toplam miktara ulaşmak.
Basit İngilizce açıklama: To reach a total amount of something over a period of time.
- We clocked up five hundred miles.
- He has clocked up years of teaching experience.
- How many flight hours have you clocked up?
yumruk atmak, vurmak
Birine, genellikle başına veya yüzüne, sertçe vurmak.
Basit İngilizce açıklama: To hit someone hard, usually on the head or face.
- He clocked me on the head.
- She clocked him when he grabbed her arm.
- One punch clocked the boxer right in the jaw.
fark etmek, tanımak
Birini veya bir şeyi fark etmek ya da nasıl biri veya ne olduğunu anlamak.
Basit İngilizce açıklama: To notice someone or something, or realize what they are like.
- I clocked her by the door.
- He quickly clocked the mistake in the address.
- She had already clocked him as someone who liked an argument.
clock kelimesini okurken öğren
LookItUp, okuduğun cümleye uyan anlamı Türkçe gösterir ve yeni kelimeleri kısa tekrar kartlarına çevirir.
Çok yakında App Store'da iPhone ve iPad için LookItUpclock ile kurulan ifadeler
- clock face: kadran
- clock tower: saat kule
- clock in: işe giriş kaydı yapmak, kart basmak
- clock out: çıkış basmak, işten çıkışı kaydetmek
- clock on
- clock up
- clock is ticking
- clock it
EnglishEspañolFrançaisDeutschItaliano日本語