age
İngilizce “age” kelimesinin Türkçe anlamı
ABD /eɪdʒ/
age Türkçede: yaş, çağ, devir, yaşlılık, ihtiyarlık, yaşam dönemi
isim
yaş
Bir kişinin yaşadığı ya da bir şeyin var olduğu yıl sayısı.
Basit İngilizce açıklama: The number of years someone has lived or something has existed.
- What is your age?
- The children are all the same age.
- We do not know the exact age of the building.
çağ, devir
Belirli olayları, düşünceleri veya yaşam biçimleriyle tanınan uzun tarih dönemi.
Basit İngilizce açıklama: A long period of history known for particular events, ideas, or ways of life.
- We live in a digital age.
- Dinosaurs lived in a different age.
- The town enjoyed a golden age of trade.
yaşlılık, ihtiyarlık
Yaşlı olma durumu veya yaşamın ileri yaşlarda geçen bölümü.
Basit İngilizce açıklama: The state of being old, or the later part of life.
- His hair turned white with age.
- She remained active into old age.
- Age had weakened the wooden door.
yaşam dönemi, yaş dönemi
Çocukluk veya yetişkinlik gibi, yaşamın belirli bir aşaması.
Basit İngilizce açıklama: A stage of life, such as childhood or the years when someone is fully grown.
- Middle age brought him new confidence.
- She is at an age when friends matter most.
- Different ages of life bring different worries.
fiil
yaşlanmak
Yaşı ilerlemek ya da daha yaşlı görünmeye başlamak.
Basit İngilizce açıklama: To grow older or begin to look older.
- Everyone ages.
- His father has aged quickly this year.
- Does too much sun make your skin age faster?
olgunlaştırmak, yıllandırmak
Yiyecek veya içeceği, tadı ya da kalitesi gelişsin diye bir süre bekletmek.
Basit İngilizce açıklama: To leave food or drink for some time so its taste or quality develops.
- They age their cheese slowly.
- We aged the wine in wooden barrels.
- How long do you age this whiskey?
zamanla değişmek
Zaman geçtikçe yeniden değerlendirildiğinde daha iyi ya da daha kötü görünmek.
Basit İngilizce açıklama: To seem better or worse as time passes and people look at it again.
- That joke has aged badly.
- Her predictions have aged surprisingly well.
- Will this film age as well as her earlier work?
eskitmek
Bir şeyi değiştirerek olduğundan daha eski görünmesini sağlamak.
Basit İngilizce açıklama: To change something so it looks older than it really is.
- They aged the wood with paint.
- The artist ages paper using tea.
- Can you age this frame to match the old mirror?
age kelimesini okurken öğren
LookItUp, okuduğun cümleye uyan anlamı Türkçe gösterir ve yeni kelimeleri kısa tekrar kartlarına çevirir.
Çok yakında App Store'da iPhone ve iPad için LookItUpage ile kurulan ifadeler
- age of majority
- age of consent: reşitlik yaşı
- age up: yaşını büyütmek, daha yaşlı göstermek
- age before beauty
- age out
- age in place
- age like milk
- age dream
EnglishEspañolFrançaisDeutschItaliano日本語